Yeni MacBook alınır mı? İşte 1 aylık deneyimlerim
Yeni MacBook'u 1 ay boyunca deneyimleme şansım oldu. Bazı önyargılarım, beklentilerim ve merak ettiğim bir çok konu vardı. Hepsini bu yazıda toparlamaya çalıştım.

Performans
MacBook'u düşününce insanın aklına haliyle "düşük performanslı olmalı" önyargısı geliyor. İncecik bilgisayar zaten, üstelik büyük bir kısmı da pilden oluşan bu cihaz ne kadar hızlı olabilir ki? Merak etmeyin sizi rakamlara, yüzdelere veya anlamsız testlere boğmayacağım. Intel'in Core M serisi işlemcilerini içerisinde barındıran MacBook'un, açıkçası beklediğimin üzerinde bir performans göstererek beni şaşırttığını söyleyebilirim. Safari'de ve Chrome'daki bolca açık olan sekmeyi gayet iyi yönetti. "Kesin takılır şimdi" dediğim anlarda bile bana renkli topu(!) göstermeden devam edebildi. Hatta 8GB belleği olan 2012 MacBook Air'den daha rahat olduğunu söyleyebilirim. Kullandığım yaklaşık 1 ay sonrasında MacBook Air'ime geri döndüğümde performans açısından biraz rahatsızlık bile hissettim.
Yüzde vermeyeceğim dedim ama bunu söylemeden geçmek de olmaz: 2016 model MacBook, geçen seneki modellere göre %20 daha iyi performans sunuyor. Yani hiç de azımsanamayacak kadar hızlanmış diyebiliriz.
Çok sıkı bir video düzenleme işiniz varsa elbette MacBook ideal bir seçenek olmaktan uzak, ama günlük işlerin de üstesinden kolaylıkla gelebiliyor. Günlük bir kullanımın sınırlarını zorlayan bir şekilde kullandığımı düşünerek, yeni MacBook'un performans konusunda benim beklentilerimin üzerine çıktığını söyleyebiliyorum.
Isınma
Performans ile birlikte elbette ses ve ısı akla geliyor. Bu performans için uğraşırken MacBook'un içerisinde bir fan, yani sıcak havayı dışarı atan bir hareketli parçanın olmadığını unutmayalım. Buna karşılık MacBook'un çok çok az ısındığını, hatta yine 2012 MacBook Air'im ile karşılaştırdığımda neredeyse hiç ısınmadığını söyleyebilirim. Bu da elbette hem pil performansını, hem konforu çok olumlu etkiliyor. Ancak benim en çok hoşuma giden şey ise, MacBook Air gibi ısınmadığı için özellikle sol elimin sıcaktan pişmemesi ve canımı sıkmaması oldu. Her ne kadar MacBook Air'de bu nadiren oluyorsa da, uzun süreli ısınmalarda oldukça canımı yakıyor diyebilirim. MacBook ise bu konuda problemsiz.
Pil Ömrü
Performansı artmış olmasına rağmen pil ömrü konusunda da MacBook geçtiğimiz seneye göre 1 saatlik artışla birlikte 10 saatlik pil ömrüne sahip. Ve inanın bu pil ömrü gerçek. Artık pil ömrü 3-3,5 saate kadar düşmüş bir MacBook Air sahibi olarak 10 saatlik pil ömrü çok çok çok çok büyük bir konfor diyebilirim. Kullandığım süre içerisinde hem şarj aletini yanıma çok daha az alıyordum, hem de MacBook da hafif olduğu için çifte hafiflik yaşıyordum.
Tam gün için yeterli mi? Eğer kullanmadığım zamanlarda ekranını kapatırsam evet, yetiyor. Ama sürekli kullanıyorsam ve arada hiç kapatmıyorsam akşama doğru şarj ihtiyacı olabiliyor.
Elbette bir 13 inç MacBook Air kadar uzun bir pil ömrü yok, ama bu kadar hafif, ince ve küçük bir MacBook için 10 saatlik pil ömrü gerçekten çok konforlu.
Boyutlar ve Taşınabilirlik
Hazır boyutlardan söz etmişken bu konuya da değinelim. 11 inç MacBook Air'den bile daha küçük olan MacBook, taşınabilirlik konusunda işi bir adım daha öteye taşıyor. Hafifliği sayesinde -her ne kadar sadece 160gr daha hafif olsa da- 11 inç bir MacBook Air'e göre gerçekten tüy gibi hissettiriyor. 13 inç bir MacBook Air ile karşılaştırdığımızda ise aradaki fark yarım kiloya yaklaşıyor. MacBook, Apple'ın ürettiği en hafif ve taşınabilir Mac şu anda, ve gerçekten çok büyük bir konfor sunuyor.
Soldaki 11-inç MacBook Air
Klavye
Apple'ın MacBook'u tanıtırken öne çıkarttığı konulardan biri de tamamen yenilenmiş klavyesiydi.
Yeni MacBook klavyesinde tuşların yüzeyi daha geniş, tuşlar daha alçak. Ayrıca yeni mekanizma sayesinde tuşlar sağa-sola daha az oynuyor, blok halinde inip çıkıyor.
Bu da küçük gibi görünen ama çok önemli bir fark yaratıyor. Genel olarak yazma hızı artıyor. Çünkü birkaç günlük alışma süresinden sonra parmaklar daha sık doğru tuşlara basıyor, hatalı basma oranı azalıyor. Böylece silip yeniden yazma oranı da düşüyor.
MacBook Air'e geri döndüğümde ise ilginç bir şekilde tüm tuşların bana ne kadar küçük geldiğini size kelimelerle ifade etmem zor. :) Parmaklarım rahata kolayca alışmış meğer...
Klavyede sorun olarak söyleyebileceğim tek konu ise sağ alt taraftaki ok tuşları. Yukarı ok tuşunun yanlarında boşluklar olmayınca elimi alışık olduğu şekilde bu tuşlara konumlandırmakta çok zorlandım.
Son bir yorum da klavye aydınlatması ile ilgili olsun: Bu klavyedeki aydınlatma da eskisine göre çok daha iyileştirilmiş, ve tuşların etrafından sızan ışık azaltılmış.
Ayrıca tuşların arkasındaki LED şeritler yerine de her tuşun arkasına teker teker yerleştirilmiş olan LED'ler ile daha şık ve düzgün bir aydınlatma sağlanmış. Gece kullanırken daha keyifli olduğunu söyleyebilirim.
Ekran
MacBook'un ekranı da beni etkileyen özelliklerden bir tanesi. 12 inç retina ekran (2304 x 1440 çözünürlük) MacBook Air'in sahip olamadığı keskinliği sunuyor. Retina ekranlı MacBook Pro kullanıcıları ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaktır. Retina ekran gerçekten çok iyi. :)

Ayrıca ekran çerçevesi açısından 11 inç model ile neredeyse aynı ölçülere sahip olmasına rağmen, ekranın kendisi MacBook'ta daha büyük. Yani aynı boyuta Apple daha büyük bir ekran sığdırmayı başarmış.
MacBook Air'de piksel aralıkları retina olmayan cihazlara göre daha az olduğu için yazılar hep normalden bir parça küçük kalıyordu. MacBook'a geçince yazılar hem daha büyük geliyor, hem de retina ekran sebebiyle daha keskin bir görüntü oluyor.Trackpad
Apple Force Touch özelliğini tanıttığında "çok da önemli bir özellik değil" diye düşünüyordum. Ancak kullandıkça Force Touch'ın kullanımı ne kadar kolaylaştırdığını anladım diyebilirim.
MacBook'ta hiç mekanik bir parça bırakmayan Apple, Trackpad'i de hareketsiz, ama "sanki hareket ediyormuş gibi" yaparak hem yeni kullanım özellikleri katmış, hem de mekanik Trackpad'de zamanla ortaya çıkan "tıklayamama" sorununu da çözmüş.
Sırf bu sebeple MacBook Air'de tıklama yerine tek parmağımla dokunma özelliğini kullanmak durumunda kalıyorum şu anda.

Ayrıca kocaman ve Force Touch destekli Trackpad sayesinde artık Trackpad üzerinden çizim yapmak ve dokümanları imzalamak da eskisinden çok daha kolay hale gelebiliyor.
Force Touch büyük bir özellik mi? Hayır değil, ama Apple'ın küçük detaylara verdiği önemi gösteren ve Apple'ın "geleceğin bilgisayarı" vizyonuna çok doğru bir şekilde oturan bir parça diyebilirim.
Hoparlörler ve Ses
Kısa ve net: Olmuş. Fazla söze gerek yok. Bu kadar küçük bir cihazdan bu kadar yüksek ve kaliteli ses beklemiyordum açıkçası. Özellikle de 11 inç MacBook Air'deki kötü hoparlörlerden sonra MacBook'un sesi ilaç gibi geldi. :)Şarj Adaptörü
Apple'ın 2012 yılında değiştirdiği ve "MagSafe 2" olarak adlandırdığı şarj sistemi geçen sene MacBook ile değişmişti hatırlarsanız. MacBook ile artık MagSafe hayatımızda yok. Bunun yerine Apple USB-C adlı yeni bir port kullanıyor. Yani USB'nin yeni ve farklı bir tipi.
Neden USB-C?
- Çünkü daha ince. Artık MacBook o kadar ince ki, hiçbir başka port sığmıyor neredeyse...
- Çünkü çift yönlü.Eskisi gibi tek yönlü değil. Yani bu port üzerinden hem MacBook şarj edilebiliyor, hem de bağlı olan cihazlar şarj edilebiliyor.
- Adaptörün de küçülmüş olması nefis bir şey! Böylece taşıması daha kolay, hafif ve pratik. Daha önce en küçük şarj cihazı olan 45 Watt yerine 29 Watt'lık adaptör iPad'in şarj adaptöründen biraz daha büyük sadece.
- Şarj adaptörüne giren kablo da USB-C. Yani hem MacBook ucu, hem de şarj adaptörü ucu aynı. Böylece küçük bir dönüştürücü sayesinde aynı adaptör MacBook'a ek olarak iPhone veya iPad'i de şarj edebiliyor!
Giriş ve Çıkışlar
MacBook'ta geçen sene olduğu gibi sadece tek bir giriş/çıkış var. (Kulaklık çıkışı dışında) Yani hem şarj etmek için kullandığımız yer, tek sahip olduğumuz yer. :) Bu sebeple de Apple'ın bu tek USB-C kararı çok eleştiriliyor. Ancak ben aynı anda 2 farklı cihazı en son ne zaman bağladığımı hatırlamıyorum inanın. Tabi bu elbette kullanım şeklimiz ve alışkanlıklarımızla ilgili.
USB-C gerçekten çok ince
Ancak yine de bu benim canımı sıkan bir kısıt değil diye düşünüyorum. Çünkü USB-C girişi çoklanabiliyor. Yani tek bir giriş/çıkış gibi görünmesine rağmen, aşağıdaki gibi bir adaptörle aynı anda:
- MacBook'u şarj edebiliyor
- HDMI çıkışı alabiliyor
- Bir de iPhone bağlayabiliyoruz (o da şarj oluyor)
Hatta farklı başka adaptörler yardımıyla USB çıkışları birden fazla hale de getirilebiliyor. Yani ihtiyaçlara göre seçenekler çok geniş.
Bir çok yerde "Bari 2 giriş olsaydı" gibi yorumlar olsa da, tek giriş/çıkış bence böyle bir kullanıma izin verdiği için gayet yeterli. Şimdi size yeterli gelmiyorsa bile inanın zamanla MacBook'a bağladığımız cihazların sayısı gitgie azalıyor olacak.
Bir diğer nokta ise kulaklık girişinin sağa taşınmış olması, bir alışkanlık değişikliği gerektiriyor. Hep sol tarafta olmasına alışık olduğum bu girişin sağa alınması tuhaf gelse de, kullanımda pek de bir fark yaratmıyor.

Continuity
Elbette bu kadar az kablo, müthiş taşınabilirlik ve uzun pil ömrü bir araya gelince Apple'ın Continuity (Devamlılık) adını verdiği özellikler de daha fazla öne çıkmaya başlıyor.
Apple'ın son yıllarda iyice üzerine düştüğü ve her yeni OS X (yeni adıyla macOS) sürümüyle hayatımıza daha çok soktuğu yeniliklerin üzerinden şöyle bir geçince ne demek istediğimi daha iyi anlatabileceğim sanırım:
- Handoff: Cihazlar arasında hızlıca geçiş yapabiliyor, işimize diğer cihazda devam edebiliyoruz.
- Çağrı cevaplama ve SMS: Telefon cebimizdeyken Mac'ten arama yapıp, gelen SMS'leri Mac'ten okuyabiliyoruz.
- Kişisel Erişim Noktası: Benzer şekilde, iPhone'a dokunmadan, iPhone üzerindeki kişisel erişim noktasını açıp internete erişebiliyoruz.
- AirDrop: Dosyaları kablosuz olarak cihazlar arasında paylaşabiliyoruz. (Bazen çalışmayıp sinirimizi bozsa da...)
- iCloud Sync: Dokümanlarımıza (fotoğraf, müzik vb.) her yerden ulaşabiliyoruz. Hatta iOS 10 ve macOS Sierra ile Masaüstü ve Belgelerim klasörleri de artık her yerden erişilebiliyor olacak.
- Bluetooth Ses: Zaten vardı ama yaygınlığı Bluetooth 4.0 ile birlikte gitgide artıyor. Hatta Apple'ın yeni iPhone'da analog kulaklık çıkışını kaldırabileceği bile konuşuluyor.
- AirPlay: Ses, video veya görüntüyü Mac veya iOS cihazlardan kablosuz olarak Apple TV'ye veya başka cihazlara yönlendirmek mümkün.
- Mac App Store: Tüm yazılımları, hatta işletim sistemini de artık internet üzerinden yükleyerek güncelliyoruz.
- Kablosuz yazıcı (AirPrint): Yazıcıların sayısı ve yazısı ihtiyacı azalmış olsa da, Mac, iPhone veya iPad'den yazıcıya kablosuz olarak bir belge gönderebilmek büyük kolaylık.
- Time Capsule ile yedekleme: Yedekleme hiç bu kadar kolay olmamıştı. :) Yedekleme için en son ne zaman bir diski MacBook'uma bağladığımı hatırlamıyorum bile.
Fiyat
Fiyat konusu ne yazık ki özellikle son 2 senedir çok canımızın yandığı bir konu. Dövizdeki yükseliş, vergiler vb derken MacBook'un da ucuz bir ürün olmaması sebebiyle fiyatlar gerçekten yüksek. Şu anda alabileceğimiz 2 model sunuyor Apple:- 256 GB disk ve 1.1 GHz Intel Core m3 işlemcili model: 5.309TL
- 512 GB disk ve 1.2 GHz Intel Core m5 işlemcili model: 6.419TL
Roze Altın mı pembe mi?
Genel değerlendirmeye geçmeden önce renk konusuna da kısaca değinmek istiyorum. Geçtiğimiz sene MacBook lansmanında ilk defa altın renkte bir Mac çıkartan Apple, bu sene aileye bir de roze altın (pembe?) seçeneğini de ekledi. Zevkler ve renkler tartışılmaz diyip kısa keseceğim bu konuyu :) Ama eğer etrafta pembe bir MacBook görürseniz bilin ki o MacBook "en yeni MacBook" :)
Genel Değerlendirme
Aslında satır aralarında MacBook ile ilgili yorumlarımı bol bol sıkıştırdım. Ancak genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, MacBook ile geçirdiğim günleri özlüyorum diyebilirim. :)
Hem kullanımı daha keyifli, hem de işlerimi daha pratik bir şekilde yapabildiğim bir cihaz oldu MacBook.
Belki de böyle yenilikçi, neredeyse her özelliği ile teknolojinin uç noktasını temsil eden MacBook'ta 480p'lik bir FaceTime kamera komik ve yetersiz kalıyor olsa da, Apple'ın bunu bir sonraki MacBook'ta 720p bir kamera ile değiştireceğini umuyorum.

Fiyatı önümüze çok yüksek bir bariyer çekiyor olsa da, eğer bunu aşabiliyorsak MacBook ile mutlu olmamak gerçekten zor. Ancak yine de tekrar belirtmek istiyorum, her şey beklentilerimizle ilgili.
Eğer çok yüksek performans istiyorsak, fotoğraf ve video düzenlemeleri yapacaksak elbette MacBook Pro ailesinden bir seçim yapmak daha mantıklı olabilir.
Ancak MacBook günlük kullanıma ek olarak "tasarım, taşınabilirlik ve retina ekran" isteyenler için biçilmiş kaftan diyebilirim.

Siz MacBook'u nasıl buluyorsunuz? Fiyat konusunda hepimizin hemfikir olacağını tahmin ediyorum. Fiyat dışında beğendiğiniz veya hoşunuza gitmeyen özellikler hangileri?
MacBook almayı düşünür müsünüz?
Haberde hata mı var?Bize bildirin
Senin fikrin ne?
Bu gelişme hakkında sen ne düşünüyorsun?
Yorumlar
İlk yorumu siz yazın.